Libido Enerjisi ve Hormonal Aldatmacanın Bizi Sürüklediği Girdaplar

Libido Enerjisi ve Hormonal Aldatmacanın Bizi Sürüklediği Girdaplar

Teknolojinin de katkısı ile görüş yelpazesinin genişlediği, yoğun bir etkileşim çağında yaşıyoruz. İnsanlar artık özgürlüklerine daha düşkünler. Hayatın her alanında hız esas. Bunlara paralel olarak, ilişkilerdeki değişim de kaçınılmaz elbette.

Hormonlar ve Duygular

Transparan, özveriden yoksun, liyakat ve sadakat azaldığı, sığ, emeksiz ilişkiler revaçta. Etrafta birilerine duygusal manada bağlanmaktan ödü kopan insanlar var.

Oysa eskiden sevdiği kadını on dakika görmek için at tepesinde yüzlerce km yolculuk eden adamlar varmış.

Kadınlar ise onları bir kez olsun, uzaktan görmek için saatlerce pencere pervazına yapışıp beklerlermiş.

Günümüzde artık yaşa & tüket çağına ayak uydurmak adeta zorunlu.

İnsanların duygusallığa da ayıracak zamanları yok.
Yaşam adeta bir savaş alanı gibi. Devamlı mücadele etmeyi gerektiriyor.
Böyle olunca da kimse yeni sorunlardan oluşan cepheler açmak istemiyor.
Seçimler de değişince, kadınlar ve erkekler ortak fikirde müttefikler.

Mesele şu ki; kimse, kaybedeceği bir savaşa asker göndermek istemez.

Bu hem emek hem de risk demektir.

Bir şekilde toplumun genel kanaatine uygun yaşamak adına, asgari düzeyde normallik için ya da gelecekte yalnız kalmaktan korktuklarından dolayı, insanlar evliliği de seçebiliyor. Üstelik evlilik sosyal bir tamamlanma hali pek çok insan için. Düğünler, eşyalar ve daha pek çok iş. Kaba etin nasıl bir yumuşak zeminde daha rahat edeceği gerçeği ile seçilen mobilyalar. Oysa o sırada koltuk değil, yüzük hiç değil; sevgi paha biçilmez olmalı. Lakin olamıyor.

Gündelik toplumsal pratikler ve ganimet kültürü, sevgi denilen sihirli duygunun da etkisini yok ediyor. Bir şeylerden vazgeçip, birilerine mutluluklarını ispat etme, çabası ile hengameli aşamalar bir bir geçiliyor..
Tabi bunda kızlarımıza küçükken anlattığımız o masalların da etkisi var. Özellikle beyaz atlı prensi bulunca ulaşılan mutlu sonlar!
Veya daha radikal bir sosyal başkaldırış sonucu, birlikte yaşamaya başlayan çiftler de oluyor.

Her ilişki çıkarlar üzerine kuruluyor. Hatta evlilikler sözleşmeli şirket ortaklıkları gibi.

Başlangıçta güzel bir süreçte ilerler ki zaten öyle olmasa insanlar birlikte olmazlar. Hatta şayet çok seviyorsanız, horlaması bile senfoni gibi gelebilir. Duyguların dinginleşmesi neticesinde algı da değişir. Zamanla tüm ilişkiler ivme kaybeder.

Sorun bende değil sende; Limbik sistem

Erkekleri hormonları, kadınları da daha ziyade duyguları yönetiyor.
Şayet biyolojik ve zihinsel farklıları bilirseniz, bir ihtimal birbirinizi anlamanız dolayısıyla iletişimi sağlıklı hale getirmeniz mümkün olabilir. Çünkü iki cinsi ele alırsak maalesef birbirlerini pek tanımadıklarını görürüz.

Anne karnında cinsiyeti belirleyen testesteron hormonuna bağlı olarak beyin cinsiyeti de belirlenir. Beyinin iki yarım küresi eşit büyürse dişi beyin oluşur. Y kromozomu dahil olunca sol yarım kürede gelişim gecikir. Erkekler, testesteron sayesinde rekabete daha meraklı olurlar, yön duyguları gelişmiştir ve üç boyutlu görebilirler. Analitik olarak daha başarılı olurlar. Fakat erkekler de kadınlar kadar konuşur bunu en başta olarak futbol programları ile ispatlayabiliriz. Kadınların işitme ve konuşma merkezleri biraz daha gelişmiştir. Erkek beyin yapısı işitmeye uygun değildir. Erkek beyni dinleme durumunda %70 kapalı iken, kadın beyni %90 açık konumdadır.

Beynin sol yarım küresi, detaycı, konuşma, işitme ve muhakeme bakımından baskındır. Ve yine sol yarım küre erkekte gelişim bakımından geciktiği için de işitme sorunları oluşur. Mesela televizyon izleyen erkek sizi duyamaz, başı ile onaylasa bile aslında pek anlayamaz. Dikkat eksikliği erkekte daha fazladır. Bu da uyaran ihtiyaçları fazla olduğu için ellerinden o kumandayı asla bırakmamalarını da açıklar.

Erkekler empati de yapamaz. Ama bu da onların suçu değildir. Yine limbik sistemden kaynaklı bir durum. Üzgün bir kadın gören erkek, görsel algıda “üzgün yüz” olarak beynine kodlar bunu. Elbette bir miktar üzülür fakat duygusal empatiden yoksun erkek beyni “sorun algılar, iyi niyetle” çözümü arar.

Limbik sistem kadında daha büyüktür. Duygusallığın sebebi de budur. Empati ve bağ kurmak daha kolaydır kadın için fakat bu depresyon ihtimalini de arttırır.
Oksitosin de kadınlarda daha fazla salgılanan bir hormondur. Bu da aşk duygusunu tetikleyen bir durumdur. Aynı zamanda, oksitosin ayna hormonlarının empati sağlamasında da rol oynar. Ayna nöronları iyi çalışan bir insanın empati gücü daha yüksektir, diyebiliriz. Yine bu hormon çok yükseldiğinde, hipokampüste bulunan anısal belleği siler.Bu da kadınları daha affedici yapan bir durumdur. 

Yapılan araştırmalara göre; boşanma davalarının %75’ini kadınlar açıyor. Bunun sebebi ise kadınların sorunları daha iyi algılayıp, detaylara fazla takılmaları imiş.

Kadınlar mimik ve ifadeleri daha kolay analiz edebiliyorlar. Bu sayede, örneğin kadın, yanındaki adam başka bir kadına bakınca bunu çok kolay yakalayabiliyor. Aynı durumda bir erkeğe bakan kadını, yanındaki adam kolay kolay algılayamıyor.

Limbik sistem sayesinde, tat, dokunma ve koku algısı da kadında daha gelişmiş. Algı yoğunluğu sayesinde kadın, vücut dilini ve sahte davranışı erkekten çok daha iyi anlıyor.

Ön beyin faaliyetleri düşük olan erkek, fazla düşünmeden konuşup sık sık çuvallayabiliyor. Daha fazla yalan söyleyen erkeklerin daha iyi yalan söyleyen kadınları yakalaması da güç çünkü dopamin seviyesi durumu destekliyor.
Yapılan araştırmalara göre, yeterli düzeyde oksitosin veya vazopressin salgılayamayan insanların, aldatmaya daha meyilli oldukları tespit edilmiş.
Ayrıca, replika, korsan diye tabir ettiğimiz sahte materyalleri vaktinde almış veya halen almakta olan insanların aldatmaya daha meyilli oldukları saptanmış.

Konuyu toparlarsak; Beta erkek, son sürüm kadın beyni ve asıl suçlu

Limbik sistem.
Şimdi bu veriler ışığında hayatınızdaki insanlara daha anlayışlı yaklaşmanız mümkün. Ya da bunları bilmek bile yetmeyebilir devam edebilmek için.
Aslında mesele libido enerjisi ve hormonal aldatmacanın bizi sürüklediği girdaplardan ibaret.
Elbette sonu gelmişse, bitirmek, katlanıp sürdürmekten daha basit. Bağlılık, bağımlılık, aidiyet, takıntı halinden çıkıp bittiğini kabul edebilmek marifet.

Yazar: Gülçin GÜNGÖR

/* ]]> */