NE İLK NE DE SON CORONA | Emre Akkaya

Ne İlk Ne De Son CORONA

Mart ayından beri zorlu bir dönemden geçiyoruz. Elbette her zorluk beraberinde kaygı da getiriyor. Kaygı da değişimi zorunlu kılıyor. Yaşam şekillerimizde ve rutinlerimizde ciddi değişimler yapmak zorunda kaldık. 

Corona virüs etkisi ile tüm dünya sanki dev bir fanusa dönüştü. Tabiri yerindeyse; global bir halaya dahil olmuş gibiydik. Evlerimize kapandık. Mekandan bağımsız yaşamayı öğrendik. Yaşamsal önceliklerimizin, sağlık, beslenme ve barınma olduğunu, Corona bizlere öğretti. Zaman zaman da bıkkınlık içerisinde, çaresizliklerle boğuştuk. İyi yanından bakınca da; hastalık ve ölüm korkusu ile vadeli ömürlerimizin kıymetini anladık. Büyük resmin içinde olunca insan, bazen detayları göremeyebiliyor.

Üstelik, insanlığın geçmişine bakınca tarihin defalarca kez tekerrür ettiğine de şahit oluruz.
Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) tarihin en geniş alanlı savaşıydı. Savaş sebebiyle, siviller ve askerler ile toplamda 17 milyon insan öldü. Corona virüs etkilerine benzeyen salgın yüzünden bu rakam daha da arttı.

İki yıldan uzun süren İspanyol gribi Dünya Savaşı’ndan daha çok can aldı. Genel manada insanlığa verdiği ders ise bambaşkaydı. Adeta sömürge yarışına giren devletlere; “Öyle ölünmez böyle ölünür.”demek istercesine, savaşın son yılında sinsice yayıldı virüs. Savaşa katılan ülkelerde yoğun sansür uygulanıyordu. İspanya ise savaşa dahil olmadığından ötürü salgını ilk fark eden ülke olmuş ve pandemi adını buradan almış.

Aslında ilk vakalar Amerika’nın New Mexico eyaletinde görüldü. Türkiye de dahil pek çok ülkede hızla yayıldı. Corona virüsünden farklı olarak, 20-40 yaş arası sağlıklı gençleri etkiliyordu. Savaş esnasında, kalabalık kamplarda virüs kapan askerler evlerine dönüklerinde de yayılma hızına katkı oldular.
Virüs en çok da İngiltere’de can aldı. O dönem dünya nüfusu 2 milyardan az iken, bunun yüzde 5’i salgın yüzünden öldü. Hastalığın ilk belirtisi ise gripten farklı olarak nefes darlığı şeklindeydi. Elbette tıp, o yıllarda şimdikine kıyasla yetersiz kalıyordu. Öyle ki; ilk antibiyotik 1928‘de bulundu. Grip aşısı ise 1940’da. Üstelik hijyen de büyük bir eksiklikti.

Uluslar arası ekonomi de iyi durumda değildi. Rusya  ilk kez ücretsiz sağlık hizmeti vermeye başladı. Birçok ülkede sağlık bakanlıkları kuruldu. Savaştan çıkmış ülkelerde, ticari faaliyetler aksadı. Kıtlık, yetersiz beslenme ve işgücündeki eksikliği de eklenince global bir çöküş de kaçınılmaz oldu. Savaş esnasında ölen genç erkek nüfusuna bir de salgın sebebi ile ölenler eklenince, erkek nüfusu azaldı. Değişen sosyal düzende kadınların çalışmaya başlaması ile devrimsel gelişmeler yaşandı.

Örneğin; Amerikan Kongresi, Amerikalı kadınlara da oy verme hakkını tanıyan Anayasa değişikliğini o yıllarda kabul etti. Geçmiş yıllarda, Sanayi Devrimi döneminde yapılan araştırmalar sonucu kadın beyninin, erkek beyninden 15 gram daha hafif anlaşıldı. Bu da “kadınlar erkeklerden daha az zeki” fikrini ortaya çıkardı. Üstelik literatüre de böyle girdi. Bu ayrımcı dil ise, pandemi  ve de savaş sonrası kadının toplumsal değerinin artmasına yol açtı. İşçi sendikaları güçlendi hatta bazılarında işçi ücretleri arttırıldı. Jeopolitik sorunlara rağmen, mecburi bir dayanışma ve küresel ortaklıklar kuruldu. Kimi tarihçilere göre bu virüs savaşı bitiren en önemli sebeplerden biriydi.

Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde kalmasına rağmen, İspanyol gribi’nin günümüze olumlu-olumsuz pek çok etkisinin olduğu inkar edilemez. Bu açıdan bakınca, hiç kuşkusuz Corona salgınının da uzun vadede dünya birçok artısı olacak. Bunları görmek için de beklemekten başka çaremiz yok. Yaşadığımız hiçbir şey boşuna değil.

Yazar: Gülçin GÜNGÖR

/* ]]> */